17 Aralık 2009 Perşembe

Hayvanlar üzerinde test yapan firmalar

Arm & Hammer; http://www.armhammer.com/
Bic Corporation; http://www.bicworld.com/
Chesebrough-Ponds; http://www.pondssquad.com/
Church & Dwight (Aim, Arm & Hammer, Arrid, Brillo, Close-up, Lady’s Choice, Mentadent, Nair, Orange Glo International, Pearl Drops); http://www.churchdwight.com/
Clairol (Aussie, Daily Defense, Herbal Essences, Infusium 23, Procter & Gamble); http://www.clairol.com/
Clorox (ArmorAll, Formula 409, Fresh Step, Glad, Liquid Plumber, Pine-Sol, Soft Scrub, S.O.S., Tilex); http://www.clorox.com/
Colgate-Palmolive Co. (Hills Pet Nutrition, Mennen, Palmolive, SoftSoap, Speed Stick); http://www.colgate.com/
Cover Girl (Procter & Gamble); http://www.covergirl.com/
Dial Corporation (Dry Idea, Purex, Renuzit, Right Guard, Soft & Dri); http://www.dialcorp.com/ Johnson & Johnson (Aveeno, Clean & Clear, Listerine, Lubriderm, Neutrogena, Rembrandt, ROC); http://www.jnj.com/
Lever Bros. (Unilever); http://www.unilever.com/
L’Oréal U.S.A. (Biotherm, Cacharel, Garnier, Giorgio Armani, Helena Rubinstein, Lancôme, Matrix Essentials, Maybelline, Ralph Lauren Fragrances, Redken, Soft Sheen, Vichy); http://www.loreal.com/ Max Factor (Procter & Gamble); http://www.maxfactor.com/
Mead; http://www.meadweb.com/Melaleuca; http://www.melaleuca.com/
Mennen Co. (Colgate-Palmolive); http://www.colgate.com/
Noxell (Procter & Gamble); http://www.pg.com/
Olay Co./Oil of Olay (Procter & Gamble); http://www.oilofolay.com/
Oral-B (Procter & Gamble); http://www.oralb.com/
Pantene (Procter & Gamble); http://www.pantene.com/ Physique (Procter & Gamble); http://www.physique.com/
Playtex Products (Banana Boat); http://www.playtex.com/
Procter & Gamble Co. (Clairol, Cover Girl, Crest, Gillette, Giorgio, Iams, Max Factor, Physique, Tide); http://www.pg.com/
Reckitt Benckiser (Easy Off, Lysol, Mop & Glo, Old English, Resolve, Spray ’N Wash, Veet, Woolite); http://www.reckittbenckiser.com/
Richardson-Vicks (Procter & Gamble); http://www.pg.com/
Schering-Plough (Bain de Soleil, Coppertone, Dr. Scholl’s); http://www.sch-plough.com/
S.C. Johnson (Drano, Edge, Fantastik, Glade, OFF!, Oust, Pledge, Scrubbing Bubbles, Shout, Skintimate, Windex, Ziploc); http://www.scjohnson.com/
SoftSoap Enterprises (Colgate-Palmolive); http://www.colgate.com/
Suave (Unilever); http://www.suave.com/
Unilever (Axe, Dove, Lever Bros., Suave, Sunsilk); http://www.unilever.com/

3 Aralık 2009 Perşembe

İsviçre kim?

Bildiğim kadarıyla İsviçre AB’de değil. Olsa da birşey farketmez, olmasa da ; Bizim medeni kanunumuzu örnek aldığımız en medeni kabul ettiğimiz İsviçre halkı minare görmek istemiyor.
Rahmetli babam olsa, aynen şöyle derdi, alacaksın bir odun, bakalım bir daha yapacaklar mı? Gel de babama hak verme. Yahu bu mudur bizim Medeni dediğimiz İsviçre? Ülkemizin her yerinde Kilise , Sinagog varken çıkan karara bakın. Ben Bakırköy’de büyüdüm. Sabahları önce ezan sesiyle uyanır, sonra da Çanların ahengi içinde okulumuza giderdik. Hala hem kilise hem cami olan yapılar var bizde. İsviçre denen beyni anca robot kapasitesinde olan bu insanların çoğunluğuna bir bakın. Tahammüleri bile yok minare görmeye.
Ben 6 ayı geçkindir Berlin’e gidip geliyorum. Artık Berlin, Almanya ve Avrupa Birliğinin en güçlü ülkesi hakkında yorum yapma hakkım var. Eminim bu yorumlara katılmayıp, “ben de Almanya’da 3 ay bulundum ama senin dediklerine katılmıyorum” diyenler çıkacaktır. Sevgili kardeşim, Almanya’da ne yaptın? diye sorduğumda genellikle cevap “bir firmada çalıştım”, “üniversitede bir çalışmaya katıldım” filan şeklinde olacaktır. Gel sen halkın arasına bir karış birader, hergün hastanelere git, metroya otobüse bin, pazara çık. Ondan sonra bana katılma göreyim. Nasıl ki İstanbul Türkiye demek değilse, senin tanıştığın nispeten düzgün insanlari gördüğün firmalar Almanya değil.
Demek istediğim şu ki, Avrupa Birliği tam bir balondan ibaret. Tamamen Amerikan siyaseti benzeri, Avrupa reklamları. Güçlü Avrupa imajı ile yeni katılan Doğu Avrupa ülkelerine yapılan yardımlar, büyük projeler, dünyanın sayılı zenginleri sokakta yok. Sokaktaki insan pislikten geçilmeyen , aylarca kazılı kalmış caddelerde yaşıyor, keskin idrar kokusunun sardığı metro istasyonları, leş gibi metro, sigara izmartileri ile dolup taşan sokaklar, kendini haftasonu içkiye vererek yaşadığını sanan insanlar, her kapı başı sinek gibi yapışan dilenciler, gecenin bir yarısı çırılçıplak soyunan dejenere gençler, kendinden başka herkesi küçük gören ırkçılar, gittikçe batan sağlık birimleri,
azalan sosyal yardımlar, suratsız ve mutsuz insanların ülkesi Almanya. Bu Almanya ki, Avrupa Birliğinin en güçlü ülkesi.
Avrupa birliğine girince ya da girme çalışmaları devam ettikçe ne olacak biri bana öğretsin. Yatırımcılar mı gelecek? Bunun için AB’ye ne ihtiyaç var. Gerekli düzenlemeler ile kralını çekersin ülkeye. Güvenlik mi? Güldürmeyin beni, AB’ye yaklaştıkça “açılımları” da görüyoruz. Ucunun nereye gideceğini anlamamak için aptal olmak lazım. E nedir bu istek o zaman? Zaten gerçekleşmeyecek bir hedef için bu eziklik niye. Bunu Osmanlı da son 200 yılında yapmadı mı? Ne işe yaradı? Tam tersine çöktü.
Artık ne insanlarımızı kandırın ne de bu rüyaya devam edin. Gelin vazgeçelim , ak mı kara mı belli olsun geleceğimiz. Ne kaybedeceğiz ki !
Bence daha fazla çalışarak, aramızdaki hırsız yobaz hortumcu yani şerefsiz ayak takımını ayırarak, kendimize güvenerek ve akıllıca yapacağımız her adım bize yükseltecektir. Bunu yapacak kaynağımız hala var, o güç damarlarımızda.
Bakarsınız hem lazı, çerkezi, hem Kürdü, Türkü elele vererek gösteririz gücümüzü de Ata’mın ruhu rahatlar, haksız mıyım?

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Bir garip yolculuk öyküsü

Ani çıkan kararla apar topar Berlin yolunu tutmam gerekti. Topu topu 3 bilet alacaktım, İstanbul- Berlin, Berlin-Moskova, Moskova-İstanbul. Yaklaşık 3 saat 8 bilet alıp, üçünü tarih değişikliği, beşini iptal ederek ancak istediklerime ulaştım. Aslında ulaştım da denmez , ben öyle sanıyormuşum. Kredi kartı ile bilet alım işlemi bittikten sonra sitede verilen numarayı aradım, herhangi bir bilgi verilmediği için yaklaşık 12 dakika bekledikten sonra geceleri çalışmadıklarını anladım. Üstüne üslük bizim yaman delikanlı Tarçın gök gürültüsünden korkup bütün gece beni uyumayıp beni esir edince gece bitmedi , kısaca kabustu L Sabah sitenin sahibi firma ETS Tur’dan arayan bey, kredi kartı ve nufüs cüzdanı fotokopilerini faks çekmemi istedi. Aramızda pek güzel konuşma geçtiği söylenemez. Sonunda anladım ki siteden alışveriş yapanların içinde büyük oranda sahtekar var, müslüman ve Türklüğüyle öğünen halkımın derdi imanı online siteleri dolandırmak. Bizim de başımıza az gelmiyor değil. Neyse bileti onaylattık hayırlısıyla , çıktık yola.

O gün sanki herkes anlaşmış, bugün yurtdışına uçalım demiş, Yeşilköy havalimanında benim gideceğim saatlere bilet almış bekliyorlar. Kuyrukların sonunu bulmak mümkün değil. Kuyrukları düzenleyen bir Allah’ın kulu da yok, gişelerin bir kısmı da tatilde, şaka gibi. Sanırsın sırat köprüsüne geldik, geçtik geçtik yoksa birkaç hafta sonra uçabileceğiz. Saçma bahanelerle kuyruğa kaynak yapanların o iğrenç kurnazlıklarını yazmaya bile gerek yok. Allahtan doğa üstü bir gücüm yok, yoksa hepsini bakışımla yok edebilirdim.

Neyse uçağın 15 dakika bildirilen gecikmesi pek canımı sıkmadı. Sonra 219 kapı numarası olarak bildirilmesi ve hatta uçağa binene kadar 219 olarak da devam etmesine birşey demiyorum, çünkü yaklaşık yarım saat bekledikten sonra kapının 220’ye çevrildiğini öğrendiğimde sadece biraz ilerideki kapıya yürümek yeterli oldu. Orada da 15 dakika bekleyip uçağa bindik. Uçak içinde bir koşuşturmaca, hostesler neredeyse insanları koltuklara fırlatacaklar. Sürekli acele edelim sesleri. Sonra beni olaydan tamamen kopartan anons geldi; “Sayın yolcular , eğer acele edip yerlerinize oturmazsanız 1 saat gecikme daha olacak sizin yüzünüzden”. İnanılır gibi değil, bunu THY kaptanı söylüyor. Hepimizi suçlayıcı rezalet bir anons bu. Donakaldım ama sesimi çıkarmadım, oturmuştum ve uçağın gecikmesine en azından ben neden olmayacaktım. Herkes yerleştikten sonra 2.anons geldi. “Zamanında yerleşmediğiniz için 1 saat gecikme daha olacak”. Allah olamaz ya, bu bir kabus ötesi. Şaka herhalde dedim. Evet şakaymış, uçak hareket etti. İnanılır gibi değil. Aferim THY. Yanımdaki yabancını şu sözleri duydum; "I love THY".

Finali çoğu insanın almadığı , hostesin dağıttığı fındıktan bir tane istediğimde, “olmaz , dönen yolcuları düşünmek zorundayım” cevabını alarak yaptım. Almayanları hatırlattığımda “derdiniz fındık ise , alın 2 tane” dedi. Koltuk ile bir olduk, yapıştım, sonra gürledim , ne zaman uçak indi, ne zaman ben uçaktan indim hatırlamıyorum. O dakikadan sonra Almanlara fazla sataşmamaya karar verdim.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Derdim var

Kafasına çivi vurulup öldürülen fok da derdim, ta boz dağlarda avlanan tavşan da
Susuzluktan şehrin merkezinde kavrulan köpek de, sadece siyah diye tekmelenen kedi de
Okuyamayan çocuk da, töre saçmalığıyla öldürülen kız da
Paraguay’da işkence gören solcu da, sadece Müslüman diye dışlanan kadın da
Derdimdir terketilen kadın da, anasız babasız büyüyen velet de
Birşey istedi diye annesinin tokatladığı çocuk da, eve kapatılıp gidilen yaşlı anane de
Bakımsız kaldı diye solan çiçeği de dert ederim, boş yere akan suyu da
Havanın, suyun, bilcümle doğanın kirlenmesi de derdimdir benim
Ağlayan gariban da, parasızlıktan çocuğunu tedavi ettiremeyen baba da
Ülkem Avrupa kapısında ezdiriliyor diye de dert ederim ben, bir banka batınca da
Her kesilen ağaç, her öldürülen hayvan, her üzülen ana baba derdimdir, her çocuk da
Bunları dert etmeyen boş kafalar da derdimdir benim.

Şiir değil bu, sadece yakarış. Bunu da dert ettirmeyin bana allasen.

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Bilimsel açıklamadır. Dikkatli okumak gerekir.

Ben Almanların şifresini çözdüm. Bunu da buradan bilimsel bir açıklama ile sunuyorum. Bili camiasına hayırlı olsun, bundan sonra da bu gerçekle hareket etsinler.

2.Dünya savaşını başlatan Almanya, 3 kıtada birçok yeri istila ettikten sonra, İttifak kuvvetlerinin karşısında yavaş yavaş gerilemeye başladı. Devrim’den sonra oldukça güçlenen Rusya Doğu’dan, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa Batı’dan, İngiltere de kuzeyden saldırarak bir süre sonra bu ülkede yaşayan herkesi yok etti.Taş taş üstünde kalmadığı gibi hiçbir Alman da hayatta kalamadı, hepsi öldü . Bunun üzerine bu ülkeler yaptıklarının abartı olduğu gerçeğini anlayıp toplandılar ve sonraki nesillere verilecek hesabı kolaylaştırmak amacıyla çözüm bulmaya çalıştılar. Ve sonunda gerçek Almanlara benzeyen, renkli gözlü, uzun boylu ve yapılı, itaatkar robotları imal ettiler. Böylelikle yeni nesil Almanlar robotlardan oluştu. Şimdi her gördüğünüz robot, o ilk nesil robotların devamı. Bunu kontrol edemeyeceğini anlayan bu 4 güç, Berlin duvarının da yıkılmasını kabullenerek , ülkeden kaçtılar. Şimdi bu robotlar kontrolden çıkmış durumdalar.

Bu size şaka gelebilir ama bu kadar düz bakan yani at gözlüğünü herdaim kafasında bulunduran , sadece ona öğretileni yapabilen bir insan topluluğu ancak robot olur. Bu robot insanlar, çok da çalışkan. Sabah erken saatlerde işbaşı yapıyor, erken saatlerde de işi bıraksalar da bundan şikayetçi değiller. Her akşam biraları ile günün bitimini büyük bir keyifle kutluyorlar. Hepsi mi, evet hepsi. Yüklenen program öyle, robot ne yapsın.

Bu robotların çalıştığı bir restaurantta şaşırıp da 3 kişilik siparişi birden vermeyin. Onlar siparişleri tek tek almaya programlı. Önce yanınızdaki bayan siparişi verecek, sonra siz, sonra çocuğunuz. Yanılıp da 3 cola derseniz, eşinize dönüp siz ne içeceksiniz diyip, sonra masaya 4-5 kola getirebilirler. Onun için yavaş yavaş, teker teker. Mesela bir fast food dükkanına gidip Türk alışkanlığıyla 3 menü, biri acılı, ikisi mayonezli, birinde hardal olsun, kolalardan biri diyet gibi başlarsanız, ya robot kitlenir, çalışmaz duruma gelir, ya da sizi dışarı atarlar. Önce burada mı yiyeceksiniz götürecek misiniz sorusuna cevap verip, sonra ilk menü siparişini vermeniz lazım, teker teker, sonra ikinci menü siparişi vermeden önce burada mı yiyeceksiniz sorusu gelirse şaşırmayın, bize sordular.
İş yerlerinde yaptıkları iş ise önceden yüklenmiş olduğundan , herhangi bir insiyatif beklememek gerekiyor. Eğer dükkan 6da kapanacaksa, 6yı 1 geçe içeri girmeyin, boşuna çaba olur. Ya da bugün değişiklik yapalım da dersi dışarıda yapalım öğretmen hiç olmaz. Bu yol kapalı, ben ara sokaktan gidebilirim tercihi yapabilenleri burada ya profesör yapıyorlar ya da devlet başkanı. Eğer o yol sizin gitmeniz gereken yol ise, illa oradan gidilecek, tek şans var araçlarda navigasyon sisteminin başka yol önermesi. E robot robota iyi anlaşıyorlar, haklarını yemeyelim.

Sabah kahvaltısında tereyağ , ekmek , eğer şanslıysanız bir de reçel, öğle makarna, akşam tereyağ ekmek yerler. O tereyağı ekmeğe sürüşleri sanki geleceğin robotunu meydana getirme rituelinin bir parçasıdır. Dakikalarca sürülür. İnce ve pürüzsüz, heryere eşit. Hepsi mi böyle yapar , evet tabii ki, onlar bu programlı

Köpeklerini sever gözüken robotlar, eğer bir yerde kuşlara birşey atarsanız size kızabilirler, Çünkü onlara biri Kuş Gribi programını yüklemiş. Artık tüm kuşlar tehlikeli. Sadece kuşlar değil tabi, Türkler de tehlikeli. Kötü kokarlar, paraları yoktur ve dikkatli davranılmaları gerekir. İyisi olmaz.

Hiç mi robotluktan terfi etmiş, insanlığa erişmiş olanı yok derseniz var, bizim hastanede çalışan doktorlar ve hepimizin tanıdığı , sevdiği dostumuz Almanlar.

Bilimsel bir tiyo daha, Hitler gibi bir çılgının peşinde böylesi kapalıgözlükle koşan bu körükörüne itaatkar ulusun atalarının da robot olduğu söylenmekte. Ben emin değilim.

23 Temmuz 2009 Perşembe

Satışın olmayan kuralları

Öncelikle daha önce bildiniz herşeyi unutun hatta unuttuğunuzu dahi unutun. Çünkü artık satış 80li yılların kitaplarında öğretilenlerle yapılamıyor. Yeni birşeyler yapmalı. Bilmem 10 kural, bilmem doğrular/yanlışlar. Bunlar yok artık.

Duygularını kullanamayan kişi satıcı olamaz. Olsa da bir süre sonra çuvallar. İlk altın kural enpati çünkü. Duygularınıza güvenip kendinizi müşterinin yerine koyacaksınız. Onun yerinde olsam bu ürünü neden alırım? Ne işime yarar? Bu soruları bulduktan sonrası kolay. Sonra dönüp müşteriye bunlardan bahsedeceksiniz. Kutuptaki adama Buzdolabı satan satıcı devri kapandı. Zaten bunu yapan biri duygusuz ve biraz da ahlaksız olmalı :) Kutuptaki adamın buzdolabıyla ne işi olabilir. Ya kandırılmıştır ya salaktır. Ama artık salak müşteri yok. Herkes akıllı. Sahaya çıktığınız zaman en az sizin kadar akıllı alıcılarla karşılacaksınız. Onlara ihtiyaçları olmayan şeyi satamazsınız.Ya da şöyle demek daha doğru, ihtiyacı olduğuna ikna etmeden satamazsınız.

Sattığı ürünü tanımalı ; doğru. Zaten tanımadığı ürün için enpati de kuramaz. Ama ürünün ne olduğu önemli değil; yanlış. Ürünü sevmeli, başarılı olmak için de aşık olmalı. Mümkünse onunla yatıp kalkmalı. Hep onu düşünmeli , hep onu arzulamalı, onu kullanmalı, saklamalı, temizlemeli, tekrar tekrar kullanmalı. Ona güvenmeli, terk etmemeli. Yoksa satamaz.

Vucut diline dikkat etmeli; koca bir palavra. Nedeni basit, vucut dili Karadeniz’de başka, İzmir’de başka . Hangi dilden bahsediliyor? Lazca mı? Kürtçe mi? İstanbul dili mi? Bunları bir yere koyun. Karadeniz'de dükkana girerken Selamın Aleyküm deyin, bir de demli çayını için. Budur ortak dil. İzmir’de kibar olun ama rahat da olun. Ankara’da resmi olun, öyle spor kıyafetlerle satış yapmaya kalkmayın. İstanbul’da samimi olun, herkes kandırmaya çalışıyor. Doğu Anadolu'da Mert Adam çizgisi çizin. Bunların yazılacağı yer burası değil ama özetle nabza göre şerbet verin. Yok elini şöyle sıkmalı, yok bacağını böyle atarsa size açık gibi 30 yıl öncesi palavraları aklınızdan atın gitsin.

Konuya klasik sorularla girmeyin. Yok masada birşeyi görüp oradan konuya girmek palavralarını unutun. O kişinin masasına koyduğu birşey için nasıl konuşabilirsiniz ki? Onun kadar ne bileceksiniz. Rezil olursunuz. Hiç girmeyin hatta o konulara. Karadenizli birisine birşey satarken ben zaten Trabzonsporu tutarım aptallığını hiç yapmayın zaten. Tam tersine, onların anlatmasını isteyin, öğrenci olun, ukela değil. Sorun yöreyi, sorun adamın dertlerini, dün kaç para kazanmış, o yörenin dertleri ne, insanlar ne yer ne içer, bunlardır ortak dil. Ama asla bilmiş olmayın, hep öğrenci olun.


Amerikan CEO şirketini şöyle geliştirdi, Alman işadamı şu ürünü şöyle sattı hikaye kitaplarını kütüphanenizi süslemesi amacıyla tutabilirsiniz. Çünkü size hiçbirşey vermez. Kitapta bahsedilen yıllık geliri düne kadar 2000usd olan Türk halkı değildir, satılan da her zaman büyük finansörlerin dev reklamlarını yaptığı ürün değildir. Burası Türkiye , kendi dinamikleri ve gerçekleri ile bizim halkımız bizim memleketimiz. Onu anlamaktan geçer başarının yolu. Önce bu insanlar ne ister, neye para harcar, ne ihtiyacı vardır, bu ihtiyaçlarının ne kadarının farkındadır onu çalış. Bırak George ne demiş, Hans ne demiş.

Eğitim için ne satış kurslarına ihtiyacın var (hepsi unutmak zorunda olduklarını anlatır sana) , ne ortaya çıkıp satış için sana kurallar listesi verene (o da unutmak zorunda olduklarından özet çıkarmıştır kendince) ne de koca koca kitaplara. Kural yok. sen varsın. Önce satacağın ürünü sonra satacağın kişileri tanımaya çalış. Onları öğren. Kimdir onlar? Nerede nasıl davranmalıyım? Kim hangi hareketten hoşlanır?

Devam edecek....

21 Temmuz 2009 Salı

Tasavvuf

Elçiler ve kutsal kitapların gelişi ile birlikte Dünyaya yayılan dinler sayesinde, insanları daha doğru yaşamaya ve yaptıklarının iyi ya da kötü bedellerinin birgün görüleceği anlatılmaya çalışılmıştır. Bu elçilerin ölümünden kısa süre sonra ortaya çıkan ruhban sınıfı bu bilgileri sahiplenmeye kalkışmış, bazen doğru ama genelde saptırırak günüüze kadar taşımışlardır. Arkasından mezheplerin çıkması, tartışmalı bilgilerin olması da bu nedendirdir. Peki ne sebeple çıkar bu gruplar? Gücü elinde tutmak , “apaçık” olanı gizemli hale getirerek sadece kandilerine kalmasını istemek. Hatta bu gruplar, kitapların okunmasını yasaklayacak hale bile getirmeye çalışmışlar, el sürmek için binlerce şart öne sürmüşler, okunmayan ama evin başüstüne konulmasını isteyen kurallar uydurmuşlardır. Böylelikle rehber kitapları kimse okumayacak, bu bilgi kendilerinde kalacak, herkes onlara soracak ve güç ellerinde olacaktır.
Bu sadece din ile sınırlı kalmamıştır. Atatürk’ün elini birkez sıkmış kişi yazı dizisi yapar. Atatürk sert bakışlı, akıllı, yakışıklı, lider vs yazmaya başlar. Amaç Atam’In ününden gücünden kendine birşeyler çıkararak güç kazanmaktır. Hani hayatında yarım gün Fransa’da gezmiş birinin Fransa ve Fransızlar hakkında konuşması gibi. Ben oraları gödüm, siz görmediniz gücüdür bu. Ben Hz. İsa’yı gördüm, Buda ile aynı odada yattım, aynı savaştaydık vs vs aynı paraleldedir.
İslamiyette ise Hz.Muhammetin ölümü ile halifeler yerlerini başarı ile doldurmuş, sonra zaman içinde özellikle Abbasiler zamanında bu gruplar ortaya çıkmış. Fıkh çalışmaları ile bir sürü kurallar ortaya çıkmış, din zorlaşmış, gericilik ortaya çıkmıştır.

Tasavvuf da İslam dininin felsefi kısmı dersek çok yanlış olmaz sanırım. Ama sonuç itibariyle Kuran bilimi değildir. Kuran’ı okuyup, çalışanlar, başkalarını anlamadığını anladıklarını iddia edip, bir felsefe ortaya çıkarmışlardır. Doğrudur yanlıştır demek haddime düşmez. Ama mutasavvıflara göre bunu anlamak öyle kolay değildir. Çok çalışman, çok sorman, birilerine danışman gerekir. Oysa Kuran bize; sen onlara [de ki:] “Hakikati apaçık ortaya koyan bu ilahî kelâmı size indiren O iken, [neyin doğru neyin yanlış olduğu konusundaki] hüküm için O'ndan başkasını mı arayacağım?”demiyor mu? En'am 114

Ben bu konularda birçok sohbetlere katıldım. Kendini dini konularda çok bilgili zanneden birçok insan ile görüştüm. Çok ilginçtir ki birçok konuda kitap yalamış yutmuşken, kuranı okumamışlar. Okumuşlarsa da arapça olarak anlamadan okumuşlar. Nedenini yazmama gerek var mı?

Kendimce karaladım. Sürçü lisan ettiysek affola.
21 Temmuz 2009